Dün bir öğretmen öldürüldü!
17 yaşında bir öğrenci bir öğretmen öldürdü!
Öğrenci, öğretmenini öldürdü!
3 farklı şekilde yazdım çünkü nereden bakarsak bakalım durumun vahameti insanlara anlatmak için bence 3milyon kere daha yazmak gerek!
Bir öğretmen öldürülüyor.. ve yapılan şey sadece bir ah vah ile suçu ona buna atmak.. 17 yaşında birisi 2 gün önce hastaneden çıkarılıyor ve okula gönderiliyor, o da gidiyor öğretmenini öldürüyor! Herkes ise sadece magazinsel geyik yapıyor! Benim ise aklıma takılanlar;
1. Bu 17 yaşındaki kişi ne tedavisi görüyordu? Neden tam iyileşmeden hastaneden çıkarıldı?
2. Grip olsa 1 hafta okula çocuk gönderilmiyor ama ailesi daha 2 gün önce Ruh hastalıkları ve sinir hastanesinden çıkan birini okula gönderiyor?
3. Herkesin dilinde “sokaklarda eski güvenli dönemler yok” söylemi varken okul içlerinde artık güvenlik tedbirleri ne zaman alınacak?
4. Bu katil 18 yaşından küçük diye çocuk sayılacak mı? Çok değil 1 önceki kuşak bu katilin yaşında anne ve baba olmuşlardı! Çocuk kavramı artık cidden değişmeli!
5. Bu katil sinir hastalığı tedavisi gördü ise akıl sağlığı raporu (halk arasında 46 raporu) ile yırtacak mı?
Ülke olarak tımarhaneye döndük! herkes herkesi herhangi bir sebepten öldürür, kavga eder, ana avrat söver oldu! Ülke olarak gerçek manada normalleşmeye ve insanlaşmaya ihtiyacımız var bunu kim yapacak!
Ve ülke olarak neden tımarhaneye döndük. Bugün o 17 yaşındaki katilin anne babası tahminen kaç yaşındadır. En kötü ihtimalle 25 yaş fark eklesek 42 yaşındalar. Bugün 42 yaşında olan biri kaç doğumludur 1984 civarı. Peki bugün 17 yaşında ve 42 yaşında olan insanlar ne yaşadı ufaktan bir inceleyelim mi?
Kabaca 1970-1985 arası doğanlar bugün 40lı-50li yaşlarda… Bu kuşak her anlamda karmaşa ile büyüdü.
Bizimkiler dizisinden Kurtlar Vadisine oradan kimin kiminle olduğu belli olmayan dizilere geldi.
Barış Manço’dan Metallica’ya oradan techno derken bugün hav hav dinlemeye başladı.
Bu kuşak Körfez, Bosna, Kongo, Çeçenistan, Kosova, Filistin, Suriye, Ukrayna savaşları ile sürekli bir yerlerde çıkan çatışmaları canlı canlı TV’den izledi, an an radyodan dinledi, görselleri ve yazıları gazeteden okudu
Bu nesil emin olun dünyanın en kanlı savaşlarına katılan askerlerden daha çok kan, daha çok silah ve daha çok ceset gördü! habercilik (!) uğruna TVlerde gazetelerde fersah fersah yayınlandı 5 yaşında başladılar 56 yaşında olanları hala görüyorlar..
Bitmeyen ekonomik krizlerin çocukları bu kuşaklar. 1991 de 1994de 2002de 2008 de ve hala…
Renkli renkli devrimler (Ukrayna, Gürcistan, Libya, Mısır vs) görüp magazin gibi haberlerden izlediler..
1980 darbesi -PKK – FETÖ – 1 Mayıs – Nevruz – Madımak gibi olayları, sokak eylemlerini, yanan otobüsler, yanan arabalar, yakılan insanlar, şehitleri ve daha fazlasını sinema izler gibi izledi bu kuşak TV’lerde..
Mahalle ortamında sakin sakin beştaş oynarken birden site – rezidans ortamlarına geçtiler.
Aile şirketlerinde babalarından amcalarından fırça yerken birden bir şekilde kurumsallaşamayan plaza şirketlerinde buldular kendilerini.
ve 1992’den beri durmayan teknoloji ilerlemelerine şahit oldu bu nesil. Bu nesil kalemle kaset sararken 4 – 5 yıl sonra minicik bir alette mp3 dinledi.
Dizinin bir bölümü için 1 hafta sabreden kuşak bugün Netflix’te 1 günde bütün bölümleri bitiriyor. İnternet 1 saat olmasa sinirleri zıplıyor, elektrik 15 dk gidince yaşayacak bir alan bulamıyor kendine..
Salça ekmek ile büyüyen bir nesil bugün sabah uyandığında White Chocolate Mocha içmezse kendine gelemiyor yahu!
Bu nesil çocukken aile baskısının olduğu dönemde, ebeveyn iken çocuk baskısının olduğu bir dönemde yaşadı – yaşıyor.
Bu nesil eleman iken patronların baskın olduğu, patron iken elemanların baskın olduğu bir dönemde yaşadı – yaşıyor.
Ve daha fazla hatırlamadığım olaylarda dahil olmak üzere insanlık tarihinde belki 1000 yılda yaşanması gereken herşeyi 40 – 50 yılda yaşadı bu nesil.
Ve bu neslin neredeyse tamamı aşağıdakilerden en az 1 tanesini en az 1 kere denedi, yaptı ve yapıyor.
-İsyan etmek
-Sigara içmek
-Alkol kullanmak
-Uyuşturucu kullanmak
– Provokatif Eylemlere katılmak
Şimdi cidden size soruyorum.
Bu nesil bu kadar dönüşüme ne kadar adapte olabildi? Yüzde kaçı olabildi?
Bugün ülke olarak neden tımarhaneye döndük acaba az çok anlaşıldı mı?
Ve bugün 1970 sonrası doğumlu olanlar anne – baba oldular da gerçekten oldular mı acaba?
Ve bu nesil kendisi dünyadaki gelişmelere tam uyum sağlayamamışken çocuk sahibi olup onları dünyaya uyum sağlamasını sağlayabildi mi? Ve bu yüzde kaçtır?
Bu soruların cevapları değil çözümleri olmadıkça daha çok öğretmenlerimizi, polisimizi, insanımızı maalesef kaybederiz. Bu sorun sadece Türkiye’nin ve dünyanın bir sorunu olduğunu da düşünürsek. Daha kötüsü birde bunların ülke yönetenleri ve yönetecek olanları var. Koca bir dünyanın geleceği ne kadar güvende olduğunu bugünkü aktif savaşlara bakıp anlayabiliriz.
Bu yazım bir durum tespiti yada çözüm önerisi yada sorunların kaynağını gösterme amacı taşımıyor. Benim fikrimce göz göre göre çıldırtılan bir kuşağın savunması denilebilir. Çünkü; 9-10 yaşında bir çocuk TV’de canlı canlı bombalar izlerken onun anne babası izin veriyorsa, bir cam fanusta yetişmesin çocuklar ama daha çocuk yaşta da siyasal ve ekonomik her konununda içine sokulmasaydı mesela? 1970 – 1985 kuşağının bu derece psikolojik travmasında emeği geçen medya ve dünya yöneticileri kadar da onları izlemesine, konuşmadan takip etmesine, yorum yapmak istediğinde sen çocuksun diye susturulup birisi ya kapatın çocuk var görmesin dediğinde o artık kocaman oldu diyen ebeveynlere de bir teşekkür etmek gerekir diye düşünüyorum.